Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
Login | Sign Up 
Felsefe ve Devrim sitesine hoş geldiniz!
Düş Ülkesinin Kapılarını Aralamak İçin

ULUS NEDİR Tarihsel süreç 1

tarih, siyaset

Kapitalizm 20. yüzyılın başında geri dönüşsüz biçim değiştirişini yaşadı. Emperyalizm oldu. Kapitalizm , emperyalizm olunca bir çok şeyi değişti. Tarih içindeki rolü farklı bir yere geldi. Kapitalizm tarih içinde ileri bir özellik taşıyordu feodalizme karşı bir ölüm ilanıydı. Feodalizmin getirdiği ayrımcılığa karşı yeni bir anlayış getirdi. örneğin hukuk önünde herkes eşit dedi. Uluslar özgür olmalı dedi. (ulus olarak sadece kapitalizmin yeşerdiği yerleri gördüler elbet) Ticari serbestlik olmalı dedi. vb...
işte emperyalizmle birlikte kapitalizmin bu dilekleri ve çabaları şekil değiştirdi.
Artık o insanlık için bir gericilik merkeziydi. Örneğin hukuk önünde herkesin eşit olması gerektiği ilkesini şeklen korumaya yöneldi. Sistem içinde dokunulmazlar yaratıldı. Uluslar özgür olmalı ama bu özgürlüğün kurallarını en güçlü olan belirler dedi.
Uluslar özgür olmalıyı "benim istediğime uyanlara istediğim kadar alan verebilirim" şekline çevirdi. Ticari serbestliği güçlünün zayıfı ezmesinde yöntem olarak benimsedi ve bunu dayattı. vb.
Kapitalizm ortaya çıkış sürecinde bir ayrışma getirdi ve de bir birleşme. Ayrışma din temelli bütünlüklerden kopuştu. (Avrupada hrıstiyanlığın egemenliğinin kırılması ve kilisenin bölünmesi.) Dinin dünya işlerini bilim, ticaret, soy ünvanı verip almak, tahtlara kimin geçeceğinde söz sahibi olmak vb etkinliği kırıldı.
Diğer yandan bu büyük din egemenliği altında dar alanlara sıkışıp kalmış büyük toprak sahiplerinin egemenliği de kırıldı. Bu kırılma ile kısıtlanmış ticaret alanları genişledi. Ve ardından birbiriyle güç dengeleri yaratmış bir çok soylu feodal bey içinde tarihsel süreçten gelmiş ve elbette güce bağlı ayrışma başladı. Artık egemenlerin, egemenleri çıkmaya ve güçlerini arttırmaya başladı geniş krallıklar oluştu. Bu geniş krallıklar kilisenin etkinliğinin kırılmasına bağlı olarak ulus kavramının yeşerdiği alanlar oldu. Geniş krallıklar içinde o zamana kadar her türlü yazışmanın, belgelemenin ve ortak olan anlaşma dili latincenin yerine orada egemen olan dil yazım dili olmaya başladı. Bu yazım dili oluşması konuşma dilini etkiledi. Günümüzde kullanılan dillerin en hızlı dönüşüme uğradığı dönem yaşandı. Geniş krallıklar içinde değişik ırksal unsurlar eridi ve ortak bir dilin etrafında birleşti (Ayrım alanları da oluştu elbette ispanya da katalanlar, sırbistanda boşnakça hırvatça, rusya da bir çok farklı dil, vb kendi kimliklerini korudu. Bu hal konumuzda önem taşıyor)
Bu durum geniş krallıkların kendi yeni yasalarını egemenliklerini korumaya yöneltti ve en önemli yasal korumaları ticari alana ayırdılar. Geniş krallıklar kendi içinde ticari serbestliğin yaşanmasını ve dışarıdan gelenlere karşı ise tam bir engelleme oluşturdular.
Bu ticari bütünlüğü sağladı. Ticari bütünlük üretimin coşmasına ve üretim araçlarının daha da gelişmesine dönüştü.
1789 franız devrimine kadar feodal beylikler, geniş karallıklar ve dinsel egemenlik iddiasındakiler arasındaki çatışma çoğu zaman su üstüne çıkmadan yürüdü. Bir birikim yarattı ve 1789 fransız devrimiyle fransa da krallık, derebeylik ve dinsel kurumlar iktidardan uzaklaştırılıp kapitalizmin egemenliiği kurulmuş oldu. Artık iktidar sadece burjuvaziye aitti ve eski egemenlerle paylaşılmayacaktı. Süreç işledi. Napolyon çıktı ortaya fransız devriminin sarstığı avrupanın eski egemenlerinin fransız ihtilalini boğmak için yönelttiği saldırıya karşılık fransız ihtilalinin temsilcisi misyonunu üstlenen napolyon avrupanın fethine çıktı. Napolyon savaşları ve tarihi bizim ülkemizde çok az bilinen şeylerdir. Çoğu zaman olayın kişisel magazinel haliyle ortaya çıkar. Ama aslında değişen bir dünya vardır. Avrupa ve elbette akdeniz havzası Amerika kıtası bundan derin etkilenir. Bir dizi geri dönüşsüz değişim gerçekleşir ve neredeyse tüm dünyada din eski egemenliğini yitirir ve elbette feodal beylerde eski egemenliklerini artık sürdüremez haldedirler. Çünkü dünya artık ufak tefek güçlülerin alanı değil büyük güçlerin alanıdır. Şöyle 20, 30 bin kişilik ordularla ülkelere sefer açma, savaşlar yapma dönemi bitmiştir. Sadece kılıçla savaşa gidilememektedir. Kentlere yığılan insanların yaşaması için üretilen malzemeler daha çok olarak ve daha az emekle üretilmelidir.
Bu durum bu altüst oluş Artık geniş egemenlik alanlarına sahip büyük güçlerin kendi egemenlik alanlarında sadece kendilerine yarayan uygulamalarını dayatmalarını getirmiştir.
O güne kadar olmayan bürokratik mekanizmalar merkezi devlet aygıtları oluşturulmuş ve herkes vatandaş olmuştur. bu durumda oluşan devlete mecburen bir çok işi düşen vatandaş ortak oluşan dile katılmak zorundadır ve azınlıkta kaldığı yerlerde genel dil sürecine katılarak eski dilini sonraki kuşaklara taşıma gereği duymamıştır. Gereğini duymamaktan öte bunu gereksiz bulmuştur çünkü kullandığı dil ülke bütünlüğü içinde hiçbir işe yaramamakta hatta soyutlanmasına yol açmaktadır ve kendinden sonra gelen kuşakların bu zorluk altında ezilmemesi gerekmektedir. Büyük yer değiştirmeler ve göçlerle bu süreç geçmişter kopuş hızlanır. Avrupa içinde ve kapitalizmin egemenlik kurduğu alanlarda bir çok dil, lehçe, ağız erir gider. Artık ortak bir tanımlama içindedirler.
Sınırları çizilmiş bölgelerde ticari ekonomik yaşam bir bütün oluşturmaya yönelmiştir. Bu bütünlük içinde her ülke kendine yeterli olmaya yönelik uğraşıya girmiş ve bu da insanların temel gereksinimi ürünlerin daha az emekle üretilmesini zorunlu kılmıştır. Üretim araçlarının gelişimi hızlanmıştır. Bu süreçte devletler arası ilişkileri adlandırmak ve bunu bir hale yola sokmak için teoriler üretilmiştir. Bunun en önemlilerinden birisi David Ricardo'nun mukayeseli üstünlükler teorisidir. Bu teori devletler arasında en uygun fiyata en çok üretilen ürünlerinin takasının serbest olmasına yönelik bir çıkıştır. Kapitalizm altında uluslaşmanın dil temeli gerçekleşmiş. Ticari bütünlük temeli gerçekleşmiş. Ve bu süreç içinde ortak bir kültürel yaşam ortaya çıkmıştır. Fransada yemeklerin ardından peynir tercih edilmesi, almanlarda tercih edilmemesi, giyim kuşamdaki temel farkların oluşması, gibi detaylara kadar inen ayrımlar oluşmuş ve o toplumun ortak kültürel temeli kurulmuştur. Önceden bağlı olduğu feodal beyin emriyle silah altına alınıp üç beş kilometre ötedeki komşu feodal beyin arazisine savaşa gitmekte mahsur görmeyenler. Artık ancak kendisi gibi konuşmayan kendisi gibi giyinmeyen, kendisi gibi olmayanla savaşabileceğini kendi kardeşlerine silah çekemeyeceğini söyler olmuştur. Bu yaşamsal kültürel bir dönüşümdür. Ulus böylece oluşmuştur.
Bu ulusun içinde belki 500 yıllık geçmiş içinde bir çok değişik dil konuşan değişik lehçe, ağız konuşan. Farklı giyim kuşamı olan farklı inanış ve kültürel değerleri ve farklı ırksal soyları olanlar vardır. Ancak artık hepsi ulusun bir unsuru olup çıkmış ve kapitalizmle birlikte ulus kavramının içini dolduran unsurlar olmuşlardır. Artık hepsi eşittir, hukuk önünde, ticari yaşamda, devlet karşısında, günlük yaşamda, geçim aramakta, bir yerden bir yere gitmekte. eşit unsurlardır hiçbirinin diğerinden üstünlüğü yoktur (Bu durum elbette hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir önsel kabuldür istisna gibi olan ayrıcalıklar her zaman olmuş ve aslında kural haline gelmiştir. örneğin askerin dokunulmazlığı savaş esnasındayken bu sonra da devam etmiş, devlet yöneticileri ayrıcalıklı olmuş. Büyük para sahipleri korunaklı olmanın ayrıcalığını hiçbir aman kaybetmemiş vb)
Ulusun bu oluşumunda bir çok teorik çözümleme de ortaya çıkmıştır bunlardan en klasik önermeyi fiziki antropolojiyle açıklanan ırki unsur kavramı oluşturmuştur. insanları ten rengi, göz rengi, kafa çeperi vb ayrımlarla ulus olmanın şekli budura getirmeye çalışılmış ama bu teori her zaman bir çıkışsızlığa gitmiştir. Bugün en azından bu kabul edilen bir gerçektir. Ulus olarak tanımlanan yeryüzündeki insanların hiçbirisinin ırksal bütünlüğü ortak geçmişi yoktur (Ki bunların istisnası belki geç keşfedilen avustralya yerlisi aborjinler ile belki Güney amerika ormanlarında yaşayan yerliler, afrika ormanlarının pigmeler ile belki kuzey kutbunun sahipleri eskimolardır. Ve bunlara konumuz açısından geneli bozmayan istisnalar olarak bakmak ve onları ulus olarak tanımlamamak gerekmektedir.)



Date: 22 July 2008, Tuesday
Comments (1) | Add Comment


Comments (1)

memduh saygın

bu yazıyı takdir etmekle kalmıyor ve sonuna kadar destekliyorum. uyanış ve dirliş zamanının geldiğini belirtmek isterim.
(17/09/2008 11:30)

Add a new comment:
Name:
E-Mail:
Your website (if you have):
Your Message:
Security Code:

Sponsor



Archive

2008 (7)
 July (7)

My Photos

Inube Slide Show

Latest Comments

memduh saygın: bu yazıyı takdir etmekle kal...

Search